24 Kasım 2009 Salı

Mantar Çorbası


Kimileri mantarı sever, kimileri hiç sevmez ve yemez, kimileri de onunla ilgili hiçbir şey hissetmezler...ben sevenlerdenim...mantarla yapılmış pek çok şeyi yerken hayli keyif alırım. Bu Pazar günü (22.11.2009) kendimce bir mantar çorbası denemesi yaptım. Önce bir fiyaskoya doğru gidiyorken durumu toparladım ve leziz birşey yarattım.

Mantar ve çorba deyince akla kremalı mantar çorbası gelir, kremayı zaten neye koysan lezzetli oluyor, evde krema yoktu ben de krema olmadan yaptım çorbamı. Kısaca tarif etmem gerekirse, önce 1 kaşık unu yağsız tencerede kokusu çıkıncaya kadar pişirin, sonrasında içine bir yemek kaşığı gibi margarin ekleyin ve margarin erir erimez de yarım litre sütü olaya yedire yedire ekleyin. Topaklanma illaki olacaktır, olmazsa harika tabi...benim topaklanmaları ben süzerek hallettim, sütün tamamını ekledikten sonra, bir tencere transferi yaparak topakları süzgeçten geçirebilirsiniz ya da mikser yardımı ile onları da yok etmeye çalışrısınız.

sonrasında içine yarım tablet tavuk suyu atınız, varsa gerçek tavuk suyu da olur, 2 yemek kaşığı yeterli olacaktır. Dhaa önceden yıkayıp istediğiniz büyüklükte doğradığınız mantarları çorbanın içine katın, tuzunu ekleyin, varsa tane karabiber ve biraz da toz karabiber ekleyin. Mantarlar pişmeye başlayınca biraz haşlanmış tavuk didikleyin içine ve de haşlanmış karnıbaharı küçük granüller haline getirerek ekleyin. Çorbanızı karıştırarak mantarlar istediğiniz kıvama gelinceye kadar pişirin.

Piştiğinde üzerine toz karabiber ve arzunuza göre ince kıyılmış maydanoz ekleyerek servis yapabilirsiniz.

Göreceğiniz fotoğraf malesef benim çorbam değil, unuttum fotoğrafını çekmeyi, bu temsili fotoğraf ile yetineceğiz şimdilik.

Hepinize afiyet olsun...

8 Ekim 2009 Perşembe

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar - Menude Somon Var!


Deniz mahsülleri delisi değilim ama çok sevdiğimi inkar edemem...elimde hangi resimleri sizinle paylaşabilirim diye düşünürken nedense hep deniz mahsülü denk geliyor. Şimdi bu sefer balık yiyeceğiz ama bir yere gidip değil :) Ha isteyene yeniden bir canlandırma yapılır ama tabii ki garantisi yok!

Geçen yıl 2008 Haziran tam tarihi hatırlamıyorum sevgili Cem'i Selin nam-ı diğer Michim ile görmeye gittiğimizde bu yemek tecrübe edilmiş ve afiyetle yenilmiştir. Cem gibi bir insana misafir olarak gidilip de yemek yememek, yapmamak mümkün mü :) Asla !

Şimdi Cem bizi balıkçıya götürdü, orada süper Hollandacası ile (tam hatırlamıyorum adam Türktü galiba :) aklımda nedense parçaladığı Hollandacalar kalmış:) ) balık istedi. Somon almakta karar kıldık. Hangimiz daha önce somon pişirdi? Hiçbirimiz.

Eve gelip uydurmaya başladık. Efendim somonları önce marine edelim sonra bari teflon tavada olduğu kadar pişirelim dedik.

Şimdi geçmiş zaman tabii ki, birebir tutmayabilir içindekiler kısmı ama I'll try my best!

Zeytinyağı, tuz, karabiber, azıcık kırmızı biber, taze soğan -ince kıyılmış-, sarımsak mı sarmısak mı hangisi ise ondan...içine başka özel birşey koyduğumuzu hatırlamıyorum...bu karışımı yaparak somon filetoları bir güzel buladık ve 1-2 saat beklettik..aslında olsaydı tane karabiber ve hatta capari çiçeği de bunun içine çok yakışırdı bence..somonun tadı ile caparinin o turşumsu ekşimsi tadı birleşince ben severim..bu da benden size ekleme olsun :)

neyse bu karışımda marine ettikten sonra, zaten içinde zeytinyağı da var marine sosunun..tüm o sos ve kalıntılarını, teflon tavamıza koyup sevdiğimiz şekilde pişiriyoruz ve sonra da afiyetle yiyoruz :) Basit ama mekandan mı, zamandan mı birliktelikten mi bilinmez o gece biz çok keyif almıştık...

Somonun, Cem'in ev sahipliğinin ve de o güzel günlerin hatırına dostumuz Somonun tavadaki halini sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim :)

Dener de beğenir severseniz kulaklarımı çınlatın, yanında ne içiyorsanız bir de bana kadeh kaldırırsanız kafi! Öperim !

7 Ekim 2009 Çarşamba

Yunanistan'dan bir esinti


Şimdi bu öyle Yunanistan'a özel bir yemek falan değil ama ben uzun zamandan beri (4 Ekim'de yediğim balık ekmek-palamut hariç) bu kadar keyifli deniz mahsülü yediğimi hatırlamıyorum. E tabi ortamın ve birlikte olduklarının da çok önemi var, lezzetin %50 si yemekse %5o si de mekan ve o yemeği paylaştıkların.

Kos 2009 Ağustos seyahatimizin son gününde araba kiraladık ve sevgili Muriel kaptanlığında Patrick'cigimizin belirlediği güzel koyları gezdik. Öğlen saatlerinde Limnionas diye bir koya geldik. Limanı var, masmavi denizi, balıkçı tekneleri, böyle tepede tüm koyu gören harika manzaralı bir restaurantı var...orada yediğim o yemek işte bir de yanında Mythos birası !

Yemeğimiz, içi oyulmuş yumuşak avakado içinde derya kuzusu karidesler! ve üzerinde beyaz sos...kaşıkla dalıyorsun böyle, elin ağzın yüzün bata bata yiyorsun ! Ağzımız yüzümüz batmış halde hiç fotoğrafımız yok ama mekana ilişkin bir fotoğrafı paylaşabilirim.

O biranın eşliğinde nasıl tatlı geldi, olur da giderseniz mutlaka elleriniz ağzınız bata bata yiyin avakado içindeki o karidesleri. Üzerine de baklava yedik ama bu öyle bizim bildiklerimizden değil. Bize biraz yabancı geldi o yüzden çok hitap etmedi. Böyle kek dilimi gibi büyük kesilmiş, içinde karanfil, tarçın falan var...pek bizi açmadı ama gene de denemeye değer....

O manzara zaten sizi bir sarhoş ediyor, üzerine de Cem'in ellerinden çıkmış bir sarma sigara...bu blogda bu sigaranın eşlik ettiği çok yemek hikayesi dinleyeceksiniz...

Özetle, Kos-Limnionas, Avakado-karides...Afiyet Olsun :)

6 Ekim 2009 Salı

Çok mu Yiyen Bilir Çok mu Gezen :)

Çok yiyen mi bilir yoksa çok gezen mi :) bana göre çok gezen, gezip bulabilen, görebilen, tad alabilen....

Bu blogun yaratıcısı ben ve benim gibi damak tadına önem veren arkadaşlarım, dostlarım, tanıdıklarım, sevdiklerim ve sevmediklerim olacak :)

Hem kendi gezip görüp tattıklarımı hem de dinleyip deneme şansını elde ettiklerimi ve edemediklerimi sizlerle paylaşacağım.